Ana içeriğe atla

Benim Manifestom

TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal”  ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...

Varlığım da bir cevaptır!

Kimsenin kapısının önünde beklemedim. Kimseye 'başvurdum bilginiz olsun' dediğim telefon görüşmeleri yapmadım. Şahsi çıkarlarım için kimsenin bir bardak çayını içmedim. İleride bu insanlar işime lazım olur diye makam ziyaretleri yapmadım. Çünkü benim dinim, benim irfanım, benim vicdanım doğru bulmadığım davranışları "sen yapma" der. "Verdigim selâmların alacaklısı, aldığım selâmların borclusu olarak yaşama" der benim aklım. Benim aklım bana "maaşlı statukocuların eşekleştirme politikalarına kulp olma, kul olma" der.
Her gece benim aklım "kendi gücünle var olabildin mi der?" Varlığım, verdiğim cevaplardandır. 

Daha dahası:
Okuduğum kitapları,
Seyrettiğim filmleri,
Dinlediğim şarkıları,
Bulunduğum konumları paylaşıyorum.
Düşüncelerimi,
Duygularımı, 
Ailemi,
Arkadaşlarımı,
Hayatımı değerli kılan can’ları paylaşıyorum.
Arka bahçemdeki domatesleri,
Evimdeki karıncayı,
Fotoğrafını çektiğim gökyüzünü,
Dalındaki çiçeği paylaşıyorum.

Paylaşıyorum, istediğimi paylaşma özgürlüğünün yanılgısına düşerek değil aksine “bilinçli, istemli” olarak paylaşıyorum.
Bireysel paylaşımlarımın her türlüsü kendi bilincimin egemenliğindendir. Egemenliğim bir başkasını köleleştirmek için değil bilakis varlık sebebimin sorumluluğundandır.

Bir eşya değilim, ürün değilim, mal değilim. Markam yok, tescilim yok. Sosyal medyanın vitrinlerinde sergilediğim ve alıcısını beklediğim “düşlerim” yok. Sorumluluklarım var. Bilincimin dışavurumu, eylemlerimdir. Sözlerimle ve eylemlerimle Ali Şeriati'nin dediği gibi sizleri rahatsız etmeye geldim. 

Okumak için güzel bir gün, okumaya devam et.