TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Kasım ayının son haftasının hafta sonunda, üniversitenin merkezi ara sınavlarına gitmek için metroyu, kendime araç edindim. Sınavda, yanlış cevaplarımın doğru cevaplarımı eksiltmesi yarım saatimi alırken sınava gitmek ve eve gelmek için tam 3 saat zaman harcamıştım. Şaşkınım hâlâ. Bunca zamanı har vurup hora harca ma mak için -zamanımı değerlendiren olmak adına- davranış gözlemciliği yaptım az biraz. Gözlemlerime dayalı düşünsel serzenişlerimi yazmaya başlıyorum ohal’de. Sınavlara geliş gidişlerim sayesinde öğrendiğim ilk şey, telefon emanetçileri diye bir iş kolunun olduğudur. Telefonundan yarım saat dahi ayrı kalamayanlar için düşünülmüş bir hizmet kolu var artık: emanetçilik. Sen telefonundan ayrı yaşamıyorsun diye sana bağımlı diyorlar, sonra da sen bunu kabul etmiyorsun. Bak, bağımlısın işte. Telefonunu 2-3 saat evinde bırak git sınavına ama gi-de-mi-yor-sun. Niye? Ülkemizdeki telefon bağımlılığının derecesini anlamak istiyorsanız, sizleri -haydi bilimciler- sınav gün...