TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var.
Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı.
30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef sadece evrak üzerinde form doldurmaktan öteye geçemiyor. O nedenle açık yürekle söylüyorum. Mevzu ne ölçme ne de değerlendirme. Öğretim işinde, öğretmenin niteliğinde.
Maarif modeli, sürece odaklanın, beceri ölçün diyor ancak sistemin sonunda halâ LGS ve YKS var. Sonucu ve hızı ölçen çoktan seçmeli test olan ulusal merkezi sınavlar var. (Bence iyi ki de var.) Dolayısıyla öğretmen de veli de doğal olarak ‘rubrikle, portfolyoyla, performans görevleriyle vakit kaybetmeyelim, çocuk çok çok soru çözsün’ anlayışında. Ne düşünmesi ne becerisi? Bugün 8. ve 12.sınıf öğrencilerine yapılan muamele, eğitim-öğretim değil, soru/test çözdürme pratikleridir. Son sınıf öğrencilerinin 8 ayının neredeyse %80’i test çözmek/test çözdürülmekle geçiyor/geçiriliyor. Üstelik yazılı olmayan bu pratiği, piyasadaki yayınevleri çokça yeni nesil, beceri temelli, bağlam temelli (bu adla üretime girecek nasıl olsa) soru bankaları üreterek ziyadesiyle besliyor. Özel öğretim kurumları da bol denemeli sınavlarla neredeyse her haftamızı kabusa dönüştürüyor.
Maarif modelinde ve önceki program tasarımlarında sıkça geçen eleştirel düşünme, karar verme, sorgulama, problem çözme olarak sıralanan üst düzey beceriler (!) kulağa hoş gelse de bu becerileri(!) ölçebilecek kaliteli soru ve etkinlik hazırlamak zaten uzmanlık gerektirir. Seminerlerle, atölyelerle uzmanlık gerektirecek konuları, becerileri genele yaymanın bir anlamı yok. Zaman ve para kaybı. Her öğretmenden her gün üst seviyede özgün soru üretmesini beklemek, okuldaki iş yükü altında sizce gerçekçi mi?
“Öğretim Programının Uygulanmasına İlişkin Esaslar”, modern pedagojinin en iyi cümlelerini seçip bir araya getirse de okullardaki fiziksel imkânlar, sınav algısı ve öğretmen üzerindeki bürokratik yük değişmediği sürece ne yazık ki bu türlü açıklamalar, kılavuzlar –nazarımda- “nitelikli birer niyet beyanı” olmaktan öteye geçmiyor.
Ezcümle benim manifestom, pedogojik alt yapısı düşünülmeden bazı kavramların dolaşıma hızla sokulmasınadır.
Bağlam temelli soru varsa ‘bağlam temelli olmayan soruya’ ne demeliyiz?
Bir soruya bağlam, hikâye, senaryo, tablo,
grafik eklemekle öğrenciyi sahiden düşündürttüğümüzü, becerilerle donattığımızı
iddia edemeyiz.
Özellikle
çoktan seçmeli bir soru tipinde çerçevesi çizilmiş bir soru kökü ile öğrencinin
doğru cevabı bulma edimi, öğrencinin karar verme, problem çözme, sorgulama
becerilerinin ölçüldüğüne delil oluşturmaz. Çünkü öğrenci veri üretmiyor,
alternatif kurmuyor, belirsizlik yönetmiyor, kararının bedelini tartmıyor.
Hazırlanmış bir metin içinden “uygun” cevabı seçiyor. Biz, bir varsayım olarak
öğrencinin problem çözdüğünü, akıl yürüttüğünü kabul ediyoruz. Hepsi bu!
Çoktan seçmeli soru tipi doğası gereği öğrencinin düşünme sürecini değil çoğunlukla son seçimini (yani seçenekler arasından seçtiği yanıtı) görünür kılar. Öğrenci gerçekten düşündüğü için mi doğru yaptı, seçenek eleyerek mi buldu, metindeki ipucunu yakaladığı için mi çözdü, kopya çektiği için mi doğru cevabı seçti vb unsurları çoğu zaman bilmek zordur. Dolayısıyla özünde çoktan seçmeli bir soru tipine “bağlam temelli” sıfatını yüklemek ölçülemeyenin ölçüldüğüne işaret etmez. Bir cisme, uzayda takla attırmanız onun var olan özünü değiştirmiyor. Konumunu değişir, görünümünü değişir fakat öz değişmez. Sahici eğitimciler de öz ile ilgilenir, popüle edilenle değil.
Bir sorunun başına gerçek hayatla bağ kurma iddiasıyla öğrenci, kütüphane, belediye, tarla, güneş paneli, krem kutusu, telefon paketi, balıkçı ya da okul yönetimi… koymak hiçbir soruyu (soru tipi ne olursa olsun) bağlam temelli olarak nitelenmesine gerekçe oluşturmamasınadır manifestom.
Beceri temelli, bağlam temelli, üst düzey düşünme becerilerini ölçen, yeni nesil olarak lanse edilen çoktan seçmeli sorulardan metin, senaryo, bağlam, tablo, veri, grafik ile sunularak çoğu kez ölçülen nedir biliyor musunuz? Okuduğunu anlama, doğrudan çıkarım, bariz seçenek eleme, bazen de tek cümlede özetlenebilecek bir bilgi sorusu. Benim gözlemim senaryo, bağlam, görsel …vs düşünmeyi kuran bir unsur değil; sorunun üstüne giydirilmiş bir ambalaj olmakta adeta. …bağlama göre diye başlayan o kadar çok çoktan seçmeli soru örneği ile karşılaşacak ki çocuklarımız, üzülüyorum. Üstelik her dönem her ders için oldukları/olacakları 2 sınavın yazılı yoklama türünde olmasına rağmen üzerlerine boca edilecek bağlam temelli çoktan seçmeli sorular…
Son cümlem: ‘Bağlam temelli’ etiketlemesinin çoktan
seçmeli madde formatı ile birlikte anılması ölçme değerlendirme alanında
kavramsal bulanıklık üretmekte, benden söylemesi.