TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Rousseau'nun Emile'sinde okumuştum."Annesinin yetiştiremediği kadınlar, çocuklarını yetiştirmeyi sevmeyecektir" diyordu. Aklettikçe, vicdanım sessiz kalamıyordu. M odern toplumun, özgür(!) kadına ve erkeğe biçip giydirdiği başka bir kabul var mı yok mu ben yazayım, siz tartın en iyisi . Bebe ğ in bak ı m ı nda, annenin etkisi ve önemi üzerine pek çok çalı ş may ı , araştırmayı okumak m ü mk ü nd ü r. Bir deneme yapıyorum ve Google'da anne bebek ilişkisi yazıp tıklıyorum. Veee 0,37 saniyede 923.000 sonuç görüntülüyorum. Oysa benim meselem bebek bakımı değildi. Bir bireyin adil ve ahlaklı yetiştirilmesi idi. Sadece karnın doyurulması değil, çocuğun nasıl yetiştirildiğidir benim meselem. Üzerimize giydirilen ve bize ait olmayan zihniyetin kendisidir, derdim. Kaybetme, ay ı r ı lma-bırakılma kayg ı s ıyla b ü y ü m ü ş/büyütülmüş bir bebek, zamanı gelip birey oldu ğ unda “ adalet duygusu ” defoludur artık. Özgüveni hissetmeyenin, şefkati, merhameti, adaleti...