TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
“Sınav ve başarı ikilemine odaklı oksimoron sistem” yaftalamasını özellikle yapıyorum. Çünkü bir parça düşünelim istiyorum. Kendinizi ülkelerin eğitim sistemleri üzerine araştırma yapan uzaydan gelmiş bir gazeteci olarak düşünün. Dünyadaki ülkeler evreninden seçkisiz örnekleme yöntemiyle örnekleminizi oluşturduğunuzda örnekleminizdeki ülkelerden biri, Türkiye olmuş olsun. Araştırmanıza konu olan ülkenin eğitim sistemi hakkında bilgi toplamak için ilkin sokaklara çıkıp insanlarla röportajlar yapıyorsunuz. Nasıl dertli bir ülke ki burası temel eğitimden müfredata, finansman kaynaklarından ders saatlerine, işgücünden mesleki eğitime, fiziki koşullardan çalışma koşullarına, ders materyallerinden merkezi sınavlara, fırsat eşitliğinden becerilerdeki yetersizliklere daha pek çok konuda eğitimle ilgili bir memnuniyetsizlik var. Uzaydan gelmiş bir gazeteci olarak kendinizden şüphe duyuyorsunuz ve röportaj yaptığınız ülke insanlarının görüşlerinin yanlı, duygularının taraflı olma olasılığını akl...