TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
2018-2019 Yüksek öğretim istatistiklerine göre 129 devlet, 73 vakıf olmak üzere toplam 202 yüksek öğretim hizmeti sağlayan üniversite bulunmakta. Dikkatinizi çekerim adı öğretim değil, yüksek öğretim. 18-24 yaş aralığında yüksek(!) öğrenim gören (ö rgün, açık, ikinci ya da uzaktan öğretim fark etmeksizin) öğrenci sayısını, ortalama 5 milyon olarak ele alalım şimdi. Peki, her yıl üniversite eğitimi almak isteyen yetişkin öğrenci sayısı artarken üniversite eğitimi alan yaklaşık bu 5 milyon yetişkin öğrenci ne yapıyor? Bir taraftan niceliksel bir artış diğer taraftan niteliksel gerçeklikler: üniversiteye girme isteği salt bir öğrenme-bilme tutkusundan çok diplomayla taçlandırılacak bir iş bulma kapısının anahtarını edinme amacına dönüşmüş durumda. Eh ne de olsa ülkemizde en kolay olanı, diploma almak! 2019 YKS'de lise diploması alan 628 bin 796 öğrenci 150 puan barajını aşamamış. Düşünsenize 12 yıl öğretime tabi tutulan öğrenciler, 12.yılın sonunda (üstelik etütler,...