TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Bu hafta başkası için değil kendim için bir atölyeye katıldım. Adı: Muhallebiyi yutan labirent. Atölyenin yürütücü eski (!?) Türkiye’nin kıymetli eğitim bilimcilerinden Dr. Tülay Üstündağ. Tülay hocam aynı zamanda iyi ki dersini aldım dediğim hocalarımdan biridir. Bu hafta, Tülay hocamın karşısına büyümüş ve iki çocuklu bir anne olarak çıktım. Aynı atölyede benim dışımda çoğunluğu öğretmen olan fakat farklı mesleklerden katılımcılar da vardı. AVM’lerde gezmek yerine kendi gelişimlerine katkı vermek isteyen insanlarla bir aradaydım. Bu çağda kendimizi geliştir me mek için bahanemiz olmamalı artık. Atölye başlıyor. Hepimiz çok enerji doluyuz, mutluyuz, heyecanlıyız ve de meraklıyız. “Muhallebiyi yutan labirent” atölyesinde acaba neler düşünecek, neler yapacaktık? Tülay hocamla olan dar zamanlara sıkıştırılmış kısa sohbetlerimiz dahi dolup taşarken 90 dakika boyunca kim bilir kaç kez daha dolup taşacaktım? Ortak noktalarımız az mıdır çok mudur bilmiyor...