TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
İnsan,
düşündüğünü söyleyen ve eyleyen bir canlıdır. Soruyorum kendime: sen nasıl bir
canlısın?
Son üç yıldır kesintisiz sosyal medyanın
eğitimcileri tarafından patlatılan “Pisa Direktöründen ve onun eğitim
sistemimize dair açıklamalarının” naklinden bıktım doğrusu. Biz, bu sistemin
içinde yaşıyoruz zaten. Neyin ne olduğunu bilmeyecek kadar aciz miyiz? Değiliz. Elin
adamının eğitim sistemimizle ilgili söylemediği, bilmediği pek çok şeyi de biz
biliyoruz üstelik. Ne var ki eğitim bilimcilerimizin pek çoğu, bu bildiklerini
söylemeye cesaret edemiyorlar, hepsi bu!
Misal, Pisa direktörü, “ ezberci eğitimden
uzaklaşılmalı” demiş-miş! Bunu 'sen', 'ben', 'o' düşünmüyor mu?
Düşünüyoruz. Bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Fakat söylemiyoruz,
söy-le-ye-mi-yo-ruz, değil mi? Söyleme cesaretimizin eksikliğini, üçüncü
kişiler üzerinden gideriyoruz. Yani “ben söylemedim, o söylemiş” oluyor. Aman
başıma bir iş gelmesin, ruhiyatı. Ama hata ediyoruz. Söyleyeceklerimizi, bir
başkasının söylemleri üzerinden söyletmek bana tuhaf geliyor. Feryat ediyorum: A be hocam, elin
adamından önce -bu memleketin yetiştirdiği- meslektaşların ne demiş diye sen hiç
merak etmedin mi?
Pisa
direktörünün tespitlerinden çok daha fazlasını yazıp çizmiş meslektaşlarını ve
hatta oda-juri arkadaşlarını niye görmüyorsun, duymuyorsun? Yoksa Pisa
direktörünün söylemlerini göklere çıkarmana sebep, söyleyenin dili midir, milliyeti
midir? Nedir bu yabancılara duyduğumuz hayranlığın sebebi? Kendimize olan
yabancılığımız mı yoksa?
Ne diyeyim? Hayırlı “satışlar” hoca!
