TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Bedeni, ruhu eğitmeden yahut eğitim kurumlarında
bedene ve ruha (duyguya) mekân yaratmadan "akıl eğitimi" nafile bir çaba
olarak kalmaya -ne yazık ki- devam edecek. Okul bahçelerine bakın. Orada ne ruh
(sanat-estetik) ne de beden (eğitimi) kalmıştır. Okul bahçeleri pek çoğumuz için
artık sadece tören alanlarından daha fazlası değildir. Söylemek zorundayım;
eksiltilmiş mekânlarda, aklın eğitimi de yarımdır, tamamlanmamıştır. Şimdi sorarım
çiçekler, sadece seyirlikse okul bahçeleri kimin içindir?
Bedenimizi, duygularımızı keşfedemiyoruz; bedenimize,
duygularımıza hâkim olamıyoruz? Bedenimize ve ruhumuza egemen olamadığımız için
bilge insan da olamıyoruz. Bedenimizi
keşfetmeden aklı keşfetmek! Nasıl olur? Bedenini, ruhunu keşfetmeyen aklını
nasıl keşfeder? Sınıflarımızı akıllı tahtalarla donattık ama okul bahçelerimizi
göz ardı ettik? Niye? Burada söylemek istediğim okul bahçelerimizin metrekare
cinsinden yüzölçümünün kaç olduğu değildir. Söylemek istediğim okul
bahçelerinin niceliksel büyüklüğü de değildir. Okulun havuzlu bir bahçesinin
veya tavşanlı bir bahçesinin olup olmadığı da değildir. Gösterişli ama işlevsiz
okul bahçeleri, o kadar çoğaldı ki ulaşmak için sadece para vermeniz yeterli. Özellikle
para verdiğiniz yerlere, mekânlara, okullara bakınız. Hâkim kılınan tutum,
üstümüze giydirilen davranış biçimi, parayı verenin estetik tutum ve davranışa(!)
sahip olduğu kanısıdır. Oysa parayı verenin bilmediği unsur, satın aldığı
eğitim hizmetinin sadece para verilenin (parayı alanın) görgüsüyle sınırlanmış
olduğudur. Bilgisiz görgü de olabildiğine göre durumun vahametini tahmin
edebilirsiniz.
Bugün topsuz, potasız ama sadece saha çizgileri olan; ağaçsız
ama çiçeklendirilmiş; topraksız ama asfaltlandırılmış o kadar çok okul bahçesi
görürsünüz ki Mustafa Kemal’in “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” vecizesi bir
duvar süsünden ibarettir artık. Vahim olan bu tablonun bilhassa bedeni, ruhu ve
aklı eğitmekle, eğmekle işe koştuğumuz okullarımızda gözlenmesidir.
İlkokulların bahçeleri ‘oyundan’ soyutlanmıştır. Çocuklarımızın sosyal iletişim
ve spor alanları istismar edilmiştir. Okul bahçelerinin şaşalı bir görünümü
varsa da daha çok cebinizdeki paraya göz konmuş olmasındandır. Yani okul
bahçelerinde emek yoktur; emeğin olmadığı mekânlarda insan hiç yoktur. İnsan
yoksa insanî değer, akıl nerededir? Nerede aramak lâzımdır?
Bir okulun okul bahçesindeki eksikliği, okul
bahçesinin olmamasından değildir. Sınırlı da olsa bir okul bahçesindeki kayda
değer en önemli eksiklik, bedensizliktir ve ruhsuzluktur. Nâzarımda bir okul bahçesi seyirlikse
'sergiliktir' sadece. Bakarsın ve geçersin. Dokunmazsın. Temas etmesin. Yani
düşünmezsin. Yani yarım bırakılansındır. Bir okul bahçesinde insan bedeni (spor
etkinlikleri) yoksa duygu (sanat etkinlikleri) yoksa "aklın" zembille
ineceğine inanan öğrencileri, ebeveynleri, eğitimcileri, idarecileri çokça var
demektir. Bedenlerini kontrol edemeyen çocuklarımız akıllarını/düşüncelerini de
kontrol edemeyeceklerdir. Ruhlarını/duygularını denetleyemeyen çocuklarımız,
düşüncelerini de denetleyemeyeceklerdir. İşte bu nedenle, kendini
denetleyemeyenleri, bir başkası hep denetleyecektir. Bu sebeple sporsuz ve
sanatsız bir eğitim sisteminden adına (özgür) düşünce dediğimiz bir "akıl
sistemi" çıkmaz, çıkamaz. Çıkmayacaktır da. Artık idrakine vardım.
Aklımızı başımıza almak için önce bedenimizi, ruhumuzu eğitmeli; önce
bedenimizi ve ruhumuzu kendimiz kontrol etmeli. Bedenimin, duygularımın
kontrolü şayet benim elimde ise benim aklımı, kim teslim alabilir? Sorarım
size.
Bedenini ve duygularını denetleme fırsatının çocuklara
verildiği eğitim ortamlarında yaratıcı fikirlerin, üst düzey becerilerin dahası
“aklın” ortaya çıkma olasılığı yüksek olacaktır. Bedenimizi ve ruhumuzu
baskılayan bir eğitim sisteminden özgür ve yaratıcı fikirler (akıl) çıkmaz,
çıkamaz. Çıkmayacaktır da.
O halde aklımızı başımıza almanın bir
yolu, önce bedenimizi ve ruhumuzu denetleyebilmektir. Bireyin kendisinin denetleyebilmesidir.
Bunun yolu, eğitimdir. Eğitimin vücuda geldiği okul bahçelerindedir. Özellikle
küçük yaştaki çocuklarımızı eğitme/eğme sürecini tekrar düşünelim. Burada
kullandığım “eğme” deyimim “boyun eğdirme” anlamına gelmediğini özellikle
belirtmek isterim. Eğme, eğmekten, eğitimden kastım olumsuz, istenmeyen tutum
ve davranışların sıklığını azaltmak; olumlu tutum ve davranışların gözlenme
sıklığını arttırmaktır. O sebeple okulöncesi, ilkokul, ortaokul düzeylerindeki
okullarımızın okul bahçelerinin yapılma/inşa standardı olsa da (bu standart
sadece metrekare cinsindendir), işlevi, önemi göz ardı edilmemelidir. Bu
yazıyla amacım sadece bunu hatırlatmaktır. İlaveten izah etmeye de cüret
edebilmek içindir. Bilenler sadece bilinenleri tekrar eder, konuşur da konuşur
ancak ne var ki izah etmek, anlatmak tekrarlamaktan çok daha güçlü bir edimdir.
Cesaret ister. Bir kez daha cüret etmek, anlatmak istiyorum ki,
1- Anadilimizi bilmeden,
anadilimizi doğru düzgün kullanmadan hiçbir zaman doğru düşünemeyeceğiz, akıl
yürütemeyeceğiz, problem çözemeyeceğiz.
2- Sporla bedenimizi
geliştirmeden, sanatla ruhumuzu yoğurmadan, ne doğanın matematiğini-mantığını ne
de bilimi-felsefeyi fark edeceğiz.