TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Görmek, görme organı ile merkezi sinir sistemi arasında kurulan elektriksel bağın sonucudur. Duyularımızdandır. Başınızı çevirdiğiniz her yönde görme işi, istem dışıdır. Gören olmak için sağlıklı iki göze ve başınızı sağa sola, öne arkaya çevirmeniz yeterlidir. Bakmak, bilinç ile duyular arasında kurulan entelektüel bir bağın sonucudur. Görme işlevinin ötesinde bilişsel ve istemli bir eylemdir. Bakmak; düşünmektir, araştırmaktır, sorgulamaktır. Bakmak özgürleşebilmektir. Ve Kant, Prolegomena isimli eserinde der ki anlama yetisi görmez, yalnızca düşünür. Çünkü duyular aracılığıyla oluşan görüden, görünüşten nesnel bir yargıya varmak sadece anlama yetisinin işidir. Şimdi sormak isterim size: bakan mı gören mi olmak istersiniz? Oysa görenlere değil kelimenin tam manasıyla bizim bakanlara ihtiyacımız vardır. *** Tılsımlı sözcüklerden oluşan söylemler, ancak seni, beni dinleyeni mutlu eder. Bu söylemlerin, aforizmaların uyutmak için söylenen yumuşak tonlu ninnilerden farkı yo...