TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Bizi daha insan kılmayacak olan alışkanlıklarımızı, işimize gelmişliğimizi, bana neciliğimizi üzerimizden söküp atmadıkça bu coğrafyaya yasaların ruhu zor gelir. Biz o yasaları, anayasaları duvar saati gibi her yere asar ancak bakıp bakıp geçeriz sadece. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, cumhuriyet, egemenlik, hak, hukuk, adalet, yasa… İçselleştiremediğimiz fakat tanımının ne olduğunu seçenekler arasından bulup doğru olarak işaretlediğimiz test sorularından ibarettir sadece. Mahiyetini bilemediğimiz, hakikatini gösteremediğimiz kavramlar bunlar... Alışveriş merkezlerindeki kalabalığın kendisini halk zannetmemizden olsa gerek halkın özgürlüğünü cam vitrinleri seyredebilmek olarak algılıyoruz. Yasasız bir toplumun bireyleri için hukukun üstünlüğünü , kürsülerden mikrofonlara üflenen hoş bir seda olarak addediyoruz. Kendimize hak gördüğümüz pratikler, yasaların da üstünde. Örneğin, trafikte yayaların ve otomobil sürücülerinin kendilerine hak gördüğü pratiklere bir b...