TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Sorularım var. İnsanlar ne kadar
samimidir? İnsanlar, yasalara, kurallara ne derece uymaktadırlar? İnsanlar, kurallara
saygı duyup gereğini yapmaktalar mı? Gelin, cevabı siz verin.
Olay yeri, arabalar, ağaçlar
tamamen gerçektir. Tarih 10 Eylül 2017. Batıkent Hüseyin Tek Parkı. Bu park,
yalnızca itfaiye ve ambulans araçlarına açık olup 'normal şartlarda herkesin okuduğunu anladığı ortamlarda' araç trafiğine kapalı bir
alandır. Parkın girişinde, trafik uyarı işaretleri mevcut olup parkın iki ucuna taştan bloklar konmuştur. Aslında trafik uyarı işaretini gören medeni insanlar için taştan bloklara dahi gereksinim duyulmaz ama bizde trafik uyarı işaretlerine rağmen ve hatta parkın tam karşısında açık otopark bulunmasına rağmen kural tanımayanlarımız yüzünden taştan bloklarla otomobil girişlerine engel olunmaya çalışılmaktadır. Parka çıkan ara sokaklardan parkın içine girip park etmeye hevesli mahalle sakinlerimiz yok mu, tabi ki var. Fotoğrafta gördüğünüz
gibi yeşil alan olan park, otopark olmuştur. Kim tarafından? Tabi ki, mahalle sakinleri tarafından. Araç sahiplerine, bu parktan gelip geçen ve tek söz
söylemeyen, birbirini uyarmayan insanlara şimdi sormak isterim. Suriyeli
mülteci çocuğun ölü bedeni Bodrum sahillerine vurduğunda üzüldünüz mü? Çok
üzüldünüz. Cumhurbaşkanı, AYM kararına saygı duymuyorum dediğinde eleştirdiniz
mi? Eleştirdiniz. Oğuz Atay'ın dediği gibi "sürekli başkalarının kötülüğünden söz ederek kendinizi iyi kılamazsınız". Ne mi demek istiyorum?
Şahsi araç girişinin
yasak olduğu sadece ambulans ve itfaiye araçlarına açık olan bu yeşil alana yani parka, otomobilinizle hem giriyor hem de evinizin önüne park ediyorsunuz ya çok küstahsınız. Canlarımızın, çocuklarımızın bisiklet sürüp top koşturduğu alana
otomobilinizle girip çıkmanız Bodrum sahillerine vuran çocuğa üzülme duyarlılığına
dahi sahip olmadığınızın açık belgesi, değildir de nedir? Değilsiniz samimi. Değiliz samimi. Sosyal medyalarda çok cesuruz, çok dürüstüz ancak günlük yaşantımızda hiç öyle değiliz. Alın size, ayna tutuyorum.
Vicdanınızın sesi, eylemlerinizi
yönetmiyorsa ortada bir sorun var demektir, arkadaşım. Kurallara uymayanları, kararlara
saygı duymayanları şiddetle eleştirmek yerine azıcık da kendimizi eleştirsek. Ne dersiniz?
