TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Popüler kültürün öteki adı kültür endüstrisidir. Kültür endüstrisinin bir
başka deyişle popüler kültürün sermayesini kültürel birikim yani insanın yapıp
ettikleri oluşturmaktadır. Eğitim, sağlık, sanat, spor, bilim-teknoloji, tarım,
kentleşme...vs insanın elinin değdiği her ne varsa onun adı emektir. Emeğe bir
paha biçildiğinde ona ekonomik bir anlam yüklenmiş olur. Pahası biçilen kültürel
birikimlerimizin (emeklerimizin) her biri, çok geçmeden kültür endüstrisinin
birer sermayesi oluverir. Sermaye varsa orada ekonomi vardır. Kaçınılamaz.
Emeğin pahası (değeri) yani ekonomi sistemi ile kültür endüstrisi arasındaki
evlilikten doğan çocuğun adı artık "markalaşmadır." Markalaşma, popüler kültürün
hem simgesel bir ögesi hem de küreselleşmenin yardım ve
yatakçısıdır.
McDonald'slaşmadan, Apple'laşmaya; Apple'laşmadan
aptallaşmaya dönüşen bir serüvenin adına küreselleşme dersek yarınların bugünden
çok başka olacağı çok açıktır. Kültür endüstrisi, toprak sınırları çizilmiş
devlet tanımını devre dışı bırakmıştır. Devlet yoktur artık "küresel markalar"
vardır. Tıpkı devletlerin anayasalarının olması gibi küresel markalar da kendi
anayasalarını yazmışlardır. Devletlerin yurttaşlık kavramı yerine markadaşlık
kavramı gelmiştir. Kültür endüstrisi Cumhuriyetinde artık her birimiz markadaş
olmuşuzdur. Kullandığımız markaların anayasalarına tabiyiz. Düşüncelerimiz,
beğenilerimiz, anılarımız, arkadaşlarımız hatta kendimiz dahi artık kendimize
ait değildir. Ruhu bedenine dar gelen markadaşlarımızın temel hakları, iadesiz,
rituelsiz teslim alınmıştır. Artık pek çoğumuz, markaların kullanım
halkıyız, kullanım hakkıyız. Çemberin içi de dışı da aynıdır. Hiç değilse direnerek teslim
olalım. Nasıl olsa hepimiz kardeşmişcesine markadaş
olacağız.