TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Ulusal bir sınavla hem başarı hem de ahlak bilgisini ölçmeye çalışıyorsak müzik, spor ve sanat alanlarını neden önemsemiyoruz? Ulusal sınavımızda Türkçe, Matematik, Fen bilgisi, İngilizce, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ve Din kültürü ve Ahlak bilgisi ders müfredatından çocuklara sorular soruyoruz. Bu sorulara verilen doğru cevapları çarpıp çırptıktan sonra çocukları bir puanla temsil edip onları sıraya koyuyoruz. Diğer taraftan hadi sıralamana göre gideceğin liseyi tercih et diyoruz. Ev ile okul arasındaki 20 kmlik mesafeleri göze alıp tercihlerde bulunuyoruz. Sonrada her çocuk mahallesinde okula gitmeli diyoruz. İlkokul çağındaki çocuklara, mahallesindeki okula gitmeyi layık görürken aynı çocuk liseye gitme çağına geldiğinde puanına göre nereye gidersen git diyoruz. Hem puanımı kafama takmam hem de istediğim mahalledeki okula giderim diyorsanız ve de paranız varsa size her yer okuldur. Yeter ki özel okullardan okul beğenin. Böyle bir durumu nasıl açıklayabili...