TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Ses Veriyorum. Mutlu ol… Hatırlıyorum Müzik öğretmenimiz ses veriyorum diye başlar, ardından bir iki diye sayar ve sonra hep beraber koro halinde tek ses söylerdik Marşımızı. İşte bu yüzden, hep beraber yaptığımız hatalardan vazgeçmek, hep beraber doğru bildiğimiz yanlışlardan uzaklaşmak için ses vermek istiyorum. Çocukluk çağlarımız, oyun çağlarımızdır. Öğrenmeye en çok istekli olduğumuz yıllarımız, çocukluğumuzdur. Çocuklarımız, çocukluk çağlarından itibaren oyun oynamak yerine masa başında test çözmeye zorlanıyorlar artık. Vazgeçmeliyiz. Sistem böyle söyleminden kurtulup bu sistemin en önemli ögesi olduğumuzu hatırlamalıyız. Sistem, biziz. Bu sistem içinde bizim tutumlarımız, politikalarımız yüzünden çocuklarımız, sınavlardan aldıkları puanlara daha fazla anlam yüklüyorlar. Onların suçu değil bu. Oysa biz yetişkinlerin, yaşantımızdaki sorunlara çözümlerimiz, sınırlı seçeneklerden bir tanesi olmadı hiç. Öyleyse, çocuklarımızın geleceklerini neden tek bir seçeneğe, bir sınav...