TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Yerlere çöp atmak yasaktır. Koridorda koşmak yasaktır. Hazır ol’da konuşmak yasaktır. Walkman, mp3 çalar ve cep telefonlarının okulda kullanılması yasaktır. Sakız çiğnemek yasaktır. Çimlere basmak yasaktır. Gürültü yapmak yasaktır. Kopya çekmek yasaktır. Wikipedia yasaktır. Eleştirmek yasaktır. Düşünmek de yasaktır. Hatta kütüphanede kitaplara dahi dokunmak yasaktır. … Bu listeyi uzatmak mümkündür. Eğitim kurumlarında sıkça gözlediğim, duyduğum yasaklardan bazılarını sıraladım. Yasakçı bir dilin egemen olduğu eğitim kurumlarında, demokratik tutumlara, özgürlükçü ve eşitlikçi eğilimlere sahip bireylerin yetişmesi -görünen o ki- imkânsızdır. Bu kadar çok “yasak” dilinin baskın olduğu kamusal ve sosyal alanlarda, bireylerin problem çözmesini beklemek, her halde deveye hendek atlatmaktan farksızdır. Özellikle eğitim kurumlarında kuralların yasaklara dönüştürülmesini doğru bulmuyorum. Kuralların öğrenciler tarafından içselleştirilmesi gerekmi...