TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Sahip olunan beceri ve yetenekler bakımından toplumdaki bireylerin %2'si üst düzey grubundadır. Bu şu demektir: tanımlı her bir beceri veya yetenek alanında bireylerin %2'si üst düzey beceriye sahiptir. Yani fen-bilim alanın bir %2 var; sanat alanında bir başka %2 var; spor alanında bir %2 var; iyi konuşma alanında bir %2 var; yazma edebiyat alanında bir %2; yemek yapma alanında bir başka %2 var; şarkı söyleme alanında bir %2 var; otomobil tamir etme becerisinde bir %2 var; düşünme becerisi alanında bir %2 var; beste yapma alanında bir %2 var; bir enstrüman çalma becerisine sahip olma açısından bir %2 var; biçki-dikiş alanında bir %2 var; sıvacılık alanında bir %2 var; duvarcılık alanında bir %2 var... Var da var yani. Dolayısıyla bizim eksiğimiz, üst düzey beceri ve yeteneğe sahip bireyleri fark edememektir. Dahası fark ettiğimiz %2'likleri dd bu sistem içinde işlevsizleştirmektir bizim sorunumuz. Bir toplum düzeni bunu kendi geleceğine reva görmemelidir. Eğitim, fark...