Ana içeriğe atla

Benim Manifestom

TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal”  ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...

Yeni kurumlara köklü değişiklikler

Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitime Giriş Sınavı (ALES) hakkında başta YÖK’ün duyurusunu ve haber kaynaklarından bir kaçını aşağıda belirtiyorum.
Doğrusu haber metinlerini okuduğumda köklü değişiklik algımızın bilhassa kullanılan dil sayesinde artık yüzeysel bırakıldığını düşünmeye başladım. Bugün (20.09.2018) buraya Yeni Ekonomi Programının (YEP) "yenisini" de koyabiliriz.
Düşündüğüm konu yapılan değişikliklerin ne kadar köklü olduğudur? Yapılan bir değişikliğin köklü olması ne demektir, nasıl bir şeydir “köklü” olmak? Köklü olmak kökü olan bir durumu bildiriyorsa şayet, 2-3 yıl sonra tekrar bir değişiklik yapılması durumunu nasıl açıklayacağız? Köklü olan usul ve esaslarda, yönetmeliklerde bir zaman sonra bir değişiklik yapmıyor muyuz? Yapıyoruz. Yapmak durumundayız, çağ değişiyor ne de olsa. Köklü olmak, kalıcı olmak değil midir? Öyledir. Kalıcıysa, esaslıysa bir uygulama 3-5 yıl sonra tekrar köklü adıyla değişiklik yapmak nasıl bir şeydir? Bir şey ya kalıcıdır ya kalıcı değildir. İkisi birden olması çelişkidir.
Şimdi ALES için bildirilen köklü (kökü olan, esaslı, kalıcı!) değişikliklere bakalım. (1) test sayısını azaltmak, (2) soru sayısını azaltmak, (3) soru başına düşen süreyi artırmak, (4) bununla birlikte toplam sınav süresini kısaltmak, (5) eşit ağırlıklandırılmayan ALES Eşit Ağırlık puanını, artık eşit ağırlıklı hale getirmek ve (6) ALES sonuçlarının geçerlilik süresini üç yıldan beş yıla çıkartmak.
Bunların hangisi, mevcut ALES’e göre köklü, kökü olan, kalıcı ve esaslı bir değişikliktir? Soru sayısını azaltmak köklü bir değişiklik midir? Yoksa sınav sonuçlarının geçerliliğini 3 yıldan 5 yıla çıkartmak mı kökü olan bir değişikliktir?
Köklü dediğimiz şey nedir? Kurumların yapmış olduğu düzenlemeler, değişiklikler neden köklü veya neden yeni sıfatı ile bildirilmektedir? Bu kadar çok köklü uygulamaların olması veya kurumların başına yeni sıfatının konması bende kıymeti bir haysiyet bırakmamıştır, üzgünüm. İşimize gelene yeni, işimize gelen duruma köklü dersek yeninin kıymeti, köklünün bir şerefi kalır mı? Hem nedir bu yeni olana, bu kadar çok hevesli oluşumuz? Eski olana olumsuz anlam yüklemesi yaparak çözüm üretme çabası, ne yazık ki boştur; yok hükmündedir. Bir şey 'eski değilse yenidir' diyemeyeceğimiz gibi bir şey 'eski ise yeni değildir' de diyemeyiz. Yeni yök dersek, eski yök için ne diyeceğiz? Yeni müfredatlar dersek eski müfredatlar için ne diyeceğiz? Geçmişte övündüğümüz eski müfredatları, bugün yeni sıfatıyla hangi yüzle öveceğiz? Bugün övündüğümüz yeni müfredatları gelecekte değiştirdiğimizde tekrar yeni sıfatını kullanmak abes olmayacak mı?

<<Mantık der ki A, A’dır (özdeşiklik ilkesi). Yani bir şey ne ise odur. Bir şey eski değilse eski değildir. Bir şey yeni ise yenidir. Çelişmezlik ilkesi bir şey, hem A’dır hem A olmayandır diyemeyiz. Yani aynı anda hem doğru hem yanlış bir yargıyı mantığımız kabul etmez. Yani Ales hem yenidir hem eskidir veya Ales’te hem köklü değişiklik yapılmıştır hem de köklü değişiklik yapılmamıştır önermesini kabul edemeyiz. ‘YÖK’ hem yeni hem eski olamaz. Mantığın çelişmezlik ilkesidir. Üçüncü halin imkansızlığı ilkesi bir şey, ya A dır ya da A olmayandır. Yani mantık der ki Ales ya yenidir ya da yeni olmayandır. Üçüncü bir halin imkansızlığı  çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Açıklayayım. Üçüncü halin imkansızlığı ilkesine göre Ales, ya eskidir ya da eski olmayandır demektir. Eski olmayan demek her zaman yeni demek değildir. Bir değişiklik ya köklüdür ya köklü olmayandır önermesi, köklü olmayandan başka her şey mümkün demektir. Yani köklü olmayan demek, her zaman köksüz demek değildir. Üçüncü halin imkansızlığı akla karşıtı, uçları akla getirse de mantık böyle olmadığını söyler. Daha basite indirgeyeyim A nesnesi, ya beyazdır ya beyaz olmayandır. Beyaz olmayan demek karşıtı A nesnesi siyahtır demek değildir. Beyaz olmayan demek, yeşil olabilir, mavi olabilir, sarı olabilir demektir. Dolayısıyla yapılan değişikliklere yeni, köklü sıfatını kondurmak onun gerçekte yeni, köklü olduğunu veya onun gerçekte yeni, köklü olmadığını akla getirmelidir. Eğer bir şeye yeni, köklü diyorsak o şey gerçekte de yenidir, köklüdür. O şey hem yeni/köklü hem de yeni/köklü olmayan olamayacaktır. O şey ya yeni/köklü olacaktır ya da o şey yeni/köklü olmayan olacaktır. Yeni/Köklü değilse ne olduğu tartışmaya değerdir. Diyalektik yöntem (tez+antitez=sentez) çözümün bir parçası, neden olmasın?>>

Yeni sıfatıyla tanımlanan uygulamaların veya kurumların 'ilkinden daha iyi' olduğu iddiası da, anlamı da çıkmadığı açıktır. Eskinin daha iyisi, yeni demek değildir, köklü demek hiç değildir. O nedenle yeni yök, yeni Ales, yeni müfredatlar söylemleri tartışmaya değerdir. Neden zam söz konusu olduğunda benzine köklü zam veya yeni ekmek fiyatı demiyoruz? Yeni sıfatı, eskinin karşıtı mıdır, bilinmeyen midir, eskisinin yerine gelen midir, üzerinden çok zaman geçmemiş olan mıdır, öncekilerden farklı olan mıdır, kullanılmamış olan mıdır? Hangisidir? Hangi anlamı anlamalı insan? Hangisi olursa olsun yapılan bir değişikliğe veya mevcut bir kurumun adına
yeni sıfatını eklemek doğru gelmiyor bana. Mesele yeni olmak değil "daha iyi" olmak olmalıdır. Yeni veya köklü sıfatlarının eklendiği uygulamaların, kurumların daha iyi olup olmadığını ise ölçütlerimizin niteliği ve uygunluğu, bilimselliğimiz belirleyecektir. Olmadı uzay-zamanda göreceli zamanı yaşayıp anlayacağız. Son olarak
L. Wittgenstein dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır der. O demek ister ki, sözcük ve kavram bilgimizin zenginliği, aslında düşünme kapasitemizin de sınırlarıdır. Sevgi ve saygılarımla, sağlıcakla, bilgiyle mutlu kalın.
ALES hakkındaki duyuru ve haberler:

Okumak için güzel bir gün, okumaya devam et.