Ana içeriğe atla

Benim Manifestom

TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal”  ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...

İnsan insan deyu

[ ] Bitkileri sadece 'canım, bir tanem' gibi tatlı sözlerle daha gür büyütebilir miyiz acaba? 
Suladığım, gübrelediğim, toprağını  çapaladığım, kimi zaman haşerelere karşı ilaçladığım, ilkbaharda budadığım elma ağacım niçin boy veriyordu? 
Kedimi okşayıp yemek verdiğim için mi kedim de beni çok seviyordu?
Çocuklarımız koşarken sadece düşüp yararlanmasın diye mi “koşma! diye arkasından seslenişimiz yoksa koruma güdümüzden mi?
Saksımdaki menekşeyi sevmemden midir onu koruyup kollamam? Yoksa benim göz zevkimin bencilliğinden midir bahçelerdeki renk renk çiçekleri seyretmem?
Hayvanları çok sevdiğimden midir etlerini yememe tercihim?  Yoksa damak zevkimin sağlığımla olan ilişkisinden midir yeme tercihim?
Ağaçların meyvelerine saygı duymam gerektiğinden midir bu meyveleri dalından koparmak istemeyişim?
Sulu sulu tatlı, ekşi renk renk lezzetlerine yüz çevirip tüketmeyecek olmam niye?
Beni, -insanı- bitkiden, hayvandan, güneşten, yıldızlardan ayıran nedir?
Doğa, sadece benim arzularım için midir?
Bir aslanın, ceylanı avlayıp yemesi doğanın düzeni olurken insanın bir ineği yemesi neden doğanın düzenine aykırı olsun? Aslan gibi insan olunuyor da aslan gibi insan da acıkmıyor muydu?
Timsah, suya girmiş yavru bir kuzuyu avlarken merhamete gelip yememeyi tercih edebilir miydi? Vazgeçtim seni yemekten ey kuzu der miydi acaba?
Binlerce arı, dağ tepe, dere tepe dolaşıp öz toplamak istiyorum diye acaba çiçeklerden izin istiyor muydu?
Salyangozlar, ıspanak yapraklarını yedikleri zaman ıspanaklar acıları yüzünden mi büyümez oluyorlardı?
Örümcek, ağına takılan sinekle dostluk edebilir miydi acaba?
Yaprak veya meyve böceklerinin tek derdi acaba beslendikleri ağacı kurutmak mıydı? 
Bu soruların cevabı evet ya da hayır olabilecek kadar basit değildi elbette. Hayvanlar da yavrularını sevdiği için korur ve kollarlardı. Ne var ki hayvanların koruma güdüleri, biz insanlara göre daha alt düzeyde bir bilinçtedir. Nasıl mı? Bir penguen kendi yumurtasını koruyup kollarken başka penguenlerin yumurtalarını koruma kollama davranışı içinde olmuyordu. Oysa insan öyle mi? Hiç çocuk sahibi olmadığı halde çocukları koruyabilen, okutan, büyüten insanlar yok mudur? Var.
Bir  tohumun  insanınki gibi bir “var olma” bilinci var mıdır? Sanmıyorum. Bir timsah, bir aslanı dost edinemezken bir insan, bir yılanı dost edinebiliyor. Niye hiç düşündün mü? Kimi zaman bir köpek, hiç tanımadığı bir insana sevgi duyuyor, kokluyor, insanı bağrına basıyor da sevdiği insan için neden bir şey üretemez hayvan? İnsan, sevdiği hayvanın resmini, heykelini yapar da bir köpek sevdiği başka bir köpeğin ya da insanın resmini, heykelini yapar mıydı? Nedenini hiç düşündün mü?


Doğanın düzenini, sadece sevgiyle ya da içgüdülerle açıklayamıyoruz. Doğanın bir dengesi vardı ve canlı-cansız tüm varlıkların varlığına bağlı. Besbelli bu. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler hatta daha genel bir sınıflama ile canlı ve cansız tüm varlıklar, bu evrenin istesek de istemesek de bir parçasıyız. İnsan denen canlının, diğer canlı ve cansız varlıklara nazaran zayıflıkları da üstünlükleri de yok mu? Var. İnsana bahşedilen akıl, düşünme, bilinç ya da vicdan denen kavramlar var ya işte bunlardı bizi, daha fazla insan yapan. Beslenen, üreyen, büyüyen bitki ve hayvanlardan farkımız vardır bizim. 
Bizim mantıklı düşüncelerimiz vardır. İnsafımız vardır. İrfanımız vardır.
şünme becerimiz söz konusu olduğu için bir de 'geçmişe ait olan bir bilincimiz, hatıralarımız' vardır.
şündüğümüz için 'sanatımız (estetik)' var.
şündüğümüz için 'geleceğimizi' planlayabiliyoruz.  
şündüğümüz için evrendeki olgulara dayalı 'bilim' yapıyoruz. 
Düşündüğümüz için 'teknoloji' üretiyoruz. 
şündüğümüz için 'etik değerlerimiz, ahlaki kurallarımız' var. 
Düşünceli duygularımız var, merhametimiz var, şefkatimiz var hatta mizahımız var. 
Ne bitki, ne hayvan mizah üretemez, sanat yapamaz, bilim ve teknolojiye dayalı bir “gelecek” planlayamaz. Gelecek kaygısı, insan bilincinin özelliğidir. Umut etmek, insan bilincinin özelliğidir. İnsan bilinci, hastalıklarını tedavi eder, gökyüzünü inceler, teknoloji (araç gereç) üretir. İnsan bilinci, yaşadığı evrenin “zamanına” hükmeder. Aşınan ve yok olmaya giden evrenin/doğanın sonlanma hızını yavaşlatma bilinci hangi canda var? Düşün! İnsanı, özellikli kılan onun “bilincidir, düşüncesidir”. Beni, bizi, insanı sadece bir tür sarf malzemesi olarak görmelerine izin veremem. Aklı, aklımı, vicdanımı küçümsetemem, hor gördüremem. Aksine  çokça yüceltirim. Çünkü ben ne bir bitkiyim ne bir karınca, ne de bir kum tanesiyim. 
Ben insanım
 Akıl da bende; vicdan da bende!
Şimdi hisseder misiniz şu nağmeleri? Dinler misiniz şu ezgiyi?

Okumak için güzel bir gün, okumaya devam et.