Her din, kutsal mekânım diyor.
Her dinin mensubu, o yer benim diyor. Yeryüzünü, evreni Tanrı yaratmış da bazı coğrafyalara, dağlara, taşlara Tanrı torpil mi yapmış? Bunu bir düşün!
Sonra yerde, gökte şah damarından dâhi sana-bana yakın bulunan Tanrı'ya iman ettim diyorsunuz ya bir düşünün: mekân ne içindir?
Doğduğun coğrafyanın enlemi-boylamı, patronun çocuğu olup olmadığın, hatta cinsiyetin senin tercihin mi? Oysa hangi coğrafyalarda, hangi amaç için kimi yok etmek istediğin senin tercihin değil midir? Bunu da bir düşün.
Siz bayım, kutsalı taşınır ya da taşınmaz bir varlık, mülk olarak görüyorsunuz. Devletçilik oynamak için Tanrı'yı, araçlaştırıyorsunuz. Tarihe bak, hangi Tanrı'nın mülke ihtiyacı olmuş ki seninkinin, benimkinin olsun. Oysa tanrıcıkların mülke, mekâna, bir dine, bir ırka, bir cinsiyete hep ihtiyacı olmuştur. Biraz dikkatli düşün. Fark et.
Şimdi ben, önce neye sahip çıkmalıyım? Düşünüyorum. Din, ırk, sınıf, cinsiyet, gelir merkezli etnosantrizm çok sinsi ve çok tehlikeli, fark ediyorum. Kendime, aklıma, sağduyuma sahip çıkmaya çalışıyorum. Onun içindir ki yazı-yorum.
Senin, benim, onun kutsalı mı yoksa kutsal olan insanlık mı?
Etnosantrizm marka gözlüklerimizi çıkarmanın vakti hâlâ gelmedi mi?
