TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Okul
bahçelerinde bacak kadar boyları ile hemen fark edilirler: mini mini 1.sınıf
öğrencileri… Romalıların eğitim sisteminde çoğu öğrencinin ödev (daha çok soru
çözme) mahkûmiyeti vardır. Gardiyanları kâh ebeveynleri, kâh öğretmenleridir.
Ödev verilmesine veya ödevin yapılmasına/yaptırılmasına karşı değilim. Olamam
da. Çünkü bir işi iyi derece yapmanın, beceri geliştirmenin olmazsa olmaz
koşulu zaman ayırıp tekrar tekrar yapmak/eylemek olduğunu bilirim. Bu noktada
ödevler, az mıdır çok mudur, ilgi çekici midir yoksa sıkıcı mıdır... hiç
orasında değilim mevzunun.
Çocuklar,
tüm enerjilerini tüm doğallıklarıyla yansıtıyorlar. Sıradan bir etkinlik kitabı. O kadar
sıradanmış ki sayfa numaraları kırmızı yeşil ışın kılıçlı -Star wars-
karakterlerle neşelendirilmiş. Şimdi mevzu başlıyor, teker teker geliniz.
Çocuklar,
bakıp da görmesini bilenlere çokça ilham veriyorlar. Peki, biz ne yapıyoruz? 4
yıl, 8 yıl veya 12 yıllık formel eğitimlerinde çocuklarımızı “aşağıdaki
seçeneklere” bakmaya zorluyoruz. Biraz endişeli ve sorumlu hissediyorum
kendimi. Daha 1.sınıf öğrencisi olan 6-7 yaşındaki çocukları, aşağıdaki
seçeneklere bakmaya zorluyoruz. Zorlayamayız! Bu noktada kendime kızıyorum.
Kendimi eleştiriyorum. Demek ki mesleğimin gerektirdiği bilgi ve beceriyi
ilgili kişi ya da kurumlara anlatamamışım ben. Yuh olsun bana. Özür dilerim
çocuklar.
Etkinlik
kitabından birkaç örnek paylaşmak istiyorum. Elimdeki bu kitabın neredeyse
dörtte üçü “aşağıdakilerden hangisi….” ifadeleriyle başlıyor. Aşağıdakilerden
hangisiyle çocuklarımızın ne türlü düşünmesini bekliyoruz acaba?
Düşünün.
Adı etkinlik kitabı olan bir 1.sınıf kitabının yönergeleri aşağıdakiler diye
başlıyor. Olmaz, olmamalı. Ne oldu “alıştırmalarımıza”? Bugünün kitaplarında
“alıştırmalar” gönderilmiş yerine “etkinlikler” getirilmiş. Niye? Eğitimde
reformist-vizyonist hamlemiz bu mudur? Alıştırmalar yok, etkinlikler var.
Etkinlik demek çocuklara seçenek verip “hadi bul” mu demektir? Çocukların
düşünme becerilerini “etkinlik kitaplarıyla” mı geliştirmeyi düşünüyoruz?
Beceri geliştirmenin cevap anahtarı, bu olmasa gerek diyorum.
Kitabın
son sayfasındaki cevap anahtarlarına bakınız. Konu değerlendirmeler, bölüm
değerlendirmeler. A, B, C’lerin ötesine geçememiş bir kitap bu. Böylesi bir
yaklaşımla çocukların okuduğunu anlama, düşünme, problem çözme becerileri nasıl
gelişebilir?
Daha
vahimi, okullarda beceri geliştirme yolunun “oyun etkinlikleri!” söylemiyle
pazarlanmaya başlanmış olmasıdır. Oyunun
etkinliği olur mu? Oyun ve etkinlik sözcükleri belki yan yana durur ancak
mahiyeti bakımından oyun başkadır etkinlik başka. Oyun oynamıyoruz. Eğitim
bilimleridir bunun adı. Oyun nedir? Etkinlik nedir? İki yanlış eylemden bir doğru çıkmaz.
Bireysel
farklılıklar varsa, -lafa gelince- her çocuk özelse, her çocuğa
“aşağıdakilerden hangisidir” dayatmasını niye yapıyoruz? Soru-cevap tekniği bir
öğrenme-öğretme yöntemidir, bilenler bilir. Sınıf içinde ses tonuyla, jestle
mimikle, göz göze uygulanacak olan soru cevap yoluyla öğrenme-öğretme yöntemini
tutmuşuz ders kitaplarına bol kepçe dağıtmışız, ayol. Etkinlik(!) kitaplarına
bol bol soru yazıp çocukları bu soruları
cevaplamaya mecbur bırakınca da beceri geliştirdiğimizi düşünmüşüz. Salt soru sormanın, soru cevaplandırmanın veya binlerce ahmakça
soru çözdürmenin adı "ölçme ve değerlendirme faaliyeti"
değildir, "eğitim" hiç değildir.. Şimdi bana bu kitabın adı
neymiş, hangi okulmuş, öğretmen kimmiş, kitabı kim yazmış… sormayınız. Kimimiz sadece bunu çok merak
ediyor, biliyorum. Ne var ki kimimiz de çok endişe ediyor. Çocukların anlama,
kavrama, düşünme becerilerinin geliştirilemediği ayandır, beyândır.






