TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Ben bu dünyada, adı "sevgililer, anneler, babalar, çocuklar, kadınlar...vb. olarak atfedilen günlerin" hiçbirini sevmedim.
Sev-e-medim.
Ben bu dünyada, bu dünyanın "vitrinlik günlerinde" kendimi hiç mutlu hissetmedim. Hissedemedim.
Ben bu dünyada, yapışkan ve cilâlı söylemlerin hiçbirini beğenmedim. Beğenemedim.
Ben bu dünyada, "insan" olabilmenin çabasını veren insanları çok sevdim.
Ben bu dünyada, çocukları da çok sevdim.
Ben bu dünyada, çokça düşüncelerime ve duygularıma giydirilen elbiseleri çıkarmayı sevdim.
Ben en çok evcilleştirimeyi değil ehlileştirilmeyi, öğrenmeyi sevdim.
Normal dağılıma uymayan düşüncelere takılıp kül olup yanmayı sevdim ben.
Hegel'in mutlak tinini sevdim. Kendi için kendinde olan şeyi de sevdim.
Ben bu dünyada, zihnimin farklı uzamlarında ve mekânlarında 0.05 hata olasılığının içinde kalmış tutum ve davranışlarımı kâh kabul etmeyi kâh değiştirmeyi sevdim.
İnsan bu dünyada başka ne sever, ne ister?
Orasını ben bilmem amma ben beni bile-bilirim.
Haddimi bile-bilirim.
Kendimi bile-bilirim.
Bilinebilen bilgiyle bilmeye her daim cüret edebilirim.
Sev-e-medim.
Ben bu dünyada, bu dünyanın "vitrinlik günlerinde" kendimi hiç mutlu hissetmedim. Hissedemedim.
Ben bu dünyada, yapışkan ve cilâlı söylemlerin hiçbirini beğenmedim. Beğenemedim.
Ben bu dünyada, "insan" olabilmenin çabasını veren insanları çok sevdim.
Ben bu dünyada, çocukları da çok sevdim.
Ben bu dünyada, çokça düşüncelerime ve duygularıma giydirilen elbiseleri çıkarmayı sevdim.
Ben en çok evcilleştirimeyi değil ehlileştirilmeyi, öğrenmeyi sevdim.
Normal dağılıma uymayan düşüncelere takılıp kül olup yanmayı sevdim ben.
Hegel'in mutlak tinini sevdim. Kendi için kendinde olan şeyi de sevdim.
Ben bu dünyada, zihnimin farklı uzamlarında ve mekânlarında 0.05 hata olasılığının içinde kalmış tutum ve davranışlarımı kâh kabul etmeyi kâh değiştirmeyi sevdim.
İnsan bu dünyada başka ne sever, ne ister?
Orasını ben bilmem amma ben beni bile-bilirim.
Haddimi bile-bilirim.
Kendimi bile-bilirim.
Bilinebilen bilgiyle bilmeye her daim cüret edebilirim.