TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Ne yaptık bugün? Düşmanı kovduk mu? Emperyalizme söverek açılışı yaptık mı? Kapitalizmi kapının önüne koyduk mu?
Adalet naraları atıp çokça mutlu olduk mu? Eşitlik edebiyatı üzerine güzellemelerde bulunduk mu? Geçmişin rövanşını aldık mı? Galip gelerek kapanışı yaptık mı?
Bazı şeyler hiç değişmeyecek!
***
Sözü söyleyenin statüsüne göre 'başta sağlık emekçilerinin, başta bilim emekçilerinin, başta eğitim emekçilerinin...' olmak üzere emek ve dayanışma gününün tebrik edildiği cümleler okudum bugün bolca. Çokça da güldüm. Adı 'emek ve dayanışma' olan bir günde dahi parçalanmayı başarmışız. Bu neyin dayanışması olabilir ki? Kendi camianın emeğini başa koyarak dayanışma mı olur?
Diğer taraftan emek ve dayanışma gününün sahipligi konusunda beyaz yakalıların daha çok talepkâr ve hevesli olmaları, beni çokça hayrete düşürmüştür. Mavi yakalılar nerede? Onlar zaten hep sessiz. Ürperdim, şüphelendim.
Emek üzerine söz söyleyenlere, boy gösterenlere özellikle dikkatlice baktım. Pek çoğunun "efendi" olduğunu gördüm.
Bu travmam üzerine Facebookta 1 yıl, 2 yıl, 6 yıl öncesine gidip bugün üzerine yaptığım paylaşımlarıma baktım. Meğer duymak istediklerimi yazıp "enter" tuşuna basmışım. Kızdım kendime. Oysa gözlerimi daha önce açabilirdim. Hey hat!
Anladım ki sömürülenlerin sömürüyü ortadan kaldırmak gibi bir niyetleri hiç olmamış. Sömürülenlerin tek amacı, sömürenin kendisi olmakmış. Zamanın ruhuna uygun olarak sömüren-sömürülen ilişkisi biçim degiştiriyor sadece. Bu cümleleri yazdığım için sağduyum bana "akıllanıyor" olduğumu fısıldıyor.