TYMM'ye göre ölçme ve değerlendirme öğrenciyi tasnif eden bir “not verme aracı” değil de öğrencinin yeteneklerini keşfeden ve onu geliştirmeyi hedefleyen bir "rehberlik sistemi" imiş. Ölçme ve değerlendirmenin temel amacı “öğrenciye güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini ifade eden betimleyici geri bildirimlerin sunulması” imiş. Ne ki “kâğıt üzerindeki ideal” ile “sınıf içindeki gerçeklik” arasında devasa bir uçurum var. Bu uçurum esasında yıllardır var. Kılavuzda “ölçme ve değerlendirme, öğretim sürecinin sonunda not verme odaklı olmaktan çıkarılarak öğrenme-öğretme sürecinin doğal ve planlı bir bileşeni hâline getirilmiştir” ifadesiyle henüz ölçülmeyen, gözlenmeyen bir durum baştan kabul edilmiş. Şaşırdım. Oysa TYMM 2 yıldır uygulamada. Ne bildiniz, nasıl bildiniz not vermenin ötesine geçildiğini? Bu denli yanlı bir dil, bir bilim insanın yaklaşımı olmamalı. 30-40 kişilik sınıflarda müfredat yetişsin telaşı varken performans ya da beceri ölçme çabaları maalesef...
Kimi zaman insan, insanı bir şiirde, bir romanda, bir seyahatnamede bulur,
tanır,
anlar.
İnsan okur.
Okumayan, "insanı" anlayamaz.
Kendini tanıyamaz.
Başka bir "canı" önemseyemez.
İnsanlık tarihini "incelemeyen", kendi edebiyatını, yazarlarını, şairlerini, müzisyenlerini, sporcularını, sanatçılarını "okumayan", "dinlemeyen", "eserlerine gitmeyen" insanların bahse konu edindikleri millilikten, yerlilikten ben hiçbir şey anlamıyorum.
Dahası yerli ve milli olmak, en çok da "başkasını", "farklısını", "diğerini" görmekle, anlamakla ete kemiğe bürünmez mi? Senin varlığın, senin kültürün, senin milliliğin ötekinin varlığı, berikinin kültürü, başkasının milliliği ile yan yana geldiğinde bir anlam kazanıyor. Siyahı siyah yapan kırmızının, sarının, mavinin varlığıdır. Bundan gayrısı "zamanın" çalınmasıdır. Tükettirme, sömürtme ne kendini ne hayatını! Nefesini alacağın başka bir dünya, nefesini vereceğin başka bir zaman yok.
Oku!
Okursan hem kendini hem başkasını anlayacaksın.
Sonra dokun.
Bir göze, bir ele, bir insana dokun.
tanır,
anlar.
İnsan okur.
Okumayan, "insanı" anlayamaz.
Kendini tanıyamaz.
Başka bir "canı" önemseyemez.
İnsanlık tarihini "incelemeyen", kendi edebiyatını, yazarlarını, şairlerini, müzisyenlerini, sporcularını, sanatçılarını "okumayan", "dinlemeyen", "eserlerine gitmeyen" insanların bahse konu edindikleri millilikten, yerlilikten ben hiçbir şey anlamıyorum.
Dahası yerli ve milli olmak, en çok da "başkasını", "farklısını", "diğerini" görmekle, anlamakla ete kemiğe bürünmez mi? Senin varlığın, senin kültürün, senin milliliğin ötekinin varlığı, berikinin kültürü, başkasının milliliği ile yan yana geldiğinde bir anlam kazanıyor. Siyahı siyah yapan kırmızının, sarının, mavinin varlığıdır. Bundan gayrısı "zamanın" çalınmasıdır. Tükettirme, sömürtme ne kendini ne hayatını! Nefesini alacağın başka bir dünya, nefesini vereceğin başka bir zaman yok.
Oku!
Okursan hem kendini hem başkasını anlayacaksın.
Sonra dokun.
Bir göze, bir ele, bir insana dokun.